Sosyal medya 20 dakikada ruh halini inişe geçiriyor
içerik kodu

“Yeni Medya ve Aile Çalıştayı”nın açıklanan netice raporunda toplumsal medyanın insanları daha oldukca strese soktuğuna vurgu yapılarak, hususi yaşamın gizliliğinin korunması amacıyla toplumsal medya alanına ilişkin bir etik kurul kurulması önerildi. Raporda yer edinen “İnsanların 20 dakika Feysbuk kullanımı sonunda ruh hali inişe geçmekte ve toplumsal medya depresyonu ortaya çıkmaktadır” sözleri dikkat çekti.

İstanbul Aydın Üniversitesi, Üsküdar Üniversitesi ve MEB İstanbul İl Müdürlüğü işbirliğiyle meydana gelen “Yeni Medya ve Aile Çalıştayı”nın netice raporu gösterildi. Raporda çarpıcı bulgulara yer verildi. Yeni medya teriminin toplumsal ve kültürel dünyadaki etkilerini seyretmek ve değerlendirmek amacıyla düzenlenen çalıştayda; yazışma, tıp, adli bilimler, psikiyatri, çocuk gelişimi, psikoloji ve sosyoloji şeklinde değişik alanlarda çalışan uzmanlar, sıhhatli veri oluşturulması amacıyla bir araya geldi.

Çalıştayda; “Yeni Medya ve Etik”, “Yeni Medya ve Bağımlılık”, “Yeni Medya ve Ebeveyn-Çocuk İlişkisi”, “Yeni Medya ve Eşler Arası İletişim”, “Yeni Medya ve Sıhhat Sorunları”, “Toplumsal Politikalar ve Hukuki İyileştirmeler” olmak suretiyle altı başlık üstüne değerlendirmeler yapılmış oldu.

“MEDYADA TEYİT MEKANİZMALARI GELİŞTİRİLMELİ”

Çalıştayın arkasından uzun emek harcamalar sonucunda hazırlanan netice raporu yayımlandı. Raporda 6 alanda yeni medyayla ilgili bazı somut sonuçlara ulaşıldı. Raporda medya okuryazarlığının, medyada kullanılan teknolojilerin ve doğrulama mekanizmalarının geliştirilmesi gerekliliğine vurgu yapılmış oldu. Yeni medya ile beraber doğru yanlış her türlü haberin ve bilginin teyit edilmeden yayılması durumunun ortaya çıkmış olduğu hatırlatılarak bunun getireceği tehlikeler üstünde duruldu ve doğrulama mekanizmalarının geliştirilmesi gerektiği açıklandı.

“SOSYAL MEDYA İÇİN ETİK BİR KURUL KURULMALI”

Çalıştay raporunda hususi yaşamın gizliliğinin korunması amacıyla toplumsal medya alanına ilişkin bir etik kurul kurulması ve toplumsal mesuliyet projesi kapsamında üniversitelerde eğitim verilmesi de önerildi. “Nezaret toplumu sebebiyle ortaya çıkan dijital flört sertliği eşler arasındaki iletişimi negatif yönde etkilemektedir” denilen raporda, ek olarak yeni medya mecralarının yarattığı kimliksizlik terimi üstünde duruldu. Düzmece hesaplar yardımıyla bireylerin sanal ortamda bulunmanın yardımı ile dijital alanda yurttaş olarak davranmadığı, dolayısıyla nefret söylemine ve şiddete yöneldiği açıklandı. Siber diktatörlük mevzusunda farkındalık yaratılması gerektiği anlatılan raporda, toplumsal medyadaki cinsiyetçi dile karşı da tedbir alınması gerekliliği vurgulandı. Raporda ebeveynlerin bilinçlendirilmesi, temel aile eğitimi yapılması, internetteki site sağlayıcıların denetlenmesi şeklinde saptamalar da yer aldı.

“ARTAN TEKNOLOJİ ARTAN BAĞIMLILIĞI GETİRİYOR”

Toplumsal medyanın insanları daha oldukca strese soktuğunun da belirtildiği raporda, artan teknolojilerin artan bağımlılık durumlarını getirmiş olduğu ve buna yeni eklemlemeler yapmış olduğu dile getirildi. Raporda şu ifadelere yer verildi: “İnsanlar yoğun bir halde nomofobi yaşamaktadırlar. Dijital narsizm, ego sörfü, Google takip edeni, stalk, siberhondrig, fotolarging, Feysbuk depresyonu, web siniri değişen teknolojinin bireylere kazandırdığı yeni alışkanlık ve sorunlardandır. Toplumsal medyada günde iki saat geçirildiği düşünüldüğünde ve 3 milyar insanoğlunun bu mecraları kullandığı görüldüğünde tesirinin oldukca geniş çaplı olduğu görülmektedir. Toplumsal medya insanları daha oldukca strese sokmakta, insanların 20 dakika Feysbuk kullanımı sonunda ruh hali inişe geçmekte ve toplumsal medya depresyonu ortaya çıkmaktadır. Bunun için tedavi amaçlı uygulamalar kullanılmalı, toplumsal medya okuryazarlığı dersi konmalı, alanla ilgili öğretmenler bu dersi vermelidir. STK’lar toplumsal mesuliyet projeleri olarak toplumsal medya ve mobil kullanımı mevzusunda eğitimler konulmalıdır. TÜBİTAK seçimi kurumlar yeni medya mevzusundaki toplumsal farkındalık projelerine destek vermelidir.”

dha